OZONE DELTA İNCELEMESİ

Yazan: Bob DRURY / Çeviri: Muharrem KILIÇ

Cross Country Dergisi, Sayı 131, sayfa 70-71

 

EN C sınıfı bir kanatta BBHPP teknolojisi! Bir bakmadan geçemezdik.

 

OZONE’UN DELTA HAKKINDA SÖYLEYECEKLERİ

 

Delta’daki görevimiz, emniyetten taviz vermeyeceğimiz noktalarda verimliği arttırmaya odaklanarak, EN C sınıfında kesinlikle maksimum performansı elde etmekti. Bunun diğer bir kazancı da kanatta en zor beğenen pilotları bile tatmin edecek çarpıcı bir sevk-idare ve çevikliği koruyabilmek oldu. Delta’nın performansı sınıfına yepyeni bir standart getirecek.

 

ŞİRKETİN GEÇMİŞİ

 

Ozone’un sporumuzda pek fazla tanıtılmaya ihtiyacı yok. Eski dünya şampiyonu efsaneler, Bruce Goldsmith ve Rob Whittall tarafından, paraşüt dehaları Mike Cavanagh ve David Pilkington’un destekleriyle kurulan Ozone’un renkli hayatı, tartışmalı “sadece seri klasman kanatlar” tavrı ile başladı. Daha ilk yıllarında Bruce’un bir Proton’la PWC Seri Klasmanı kazanması ile de dimdik bu tavırlarının ardında durdular.

 

Bu gün, aradan 12 yıl geçtikten sonra, uluslararası efsaneler çoktan ayrıldılar, dizayn işlerinin başına yerel bir efsane olan, o zamanların test pilotu, ofisin çömezi David Dagault’u bıraktılar. İşi Goldsmith ve Whittall’ın yanında öğrenen, kendisi de eski Fransa şampiyonu olan Dav, üç kez İngiltere şampiyonu olmuş Russel Ogden ve Luc ‘Einstein’ Amant’ın destekleri ile Ozone’un üzerine kurulduğu ‘Sadece Seri Klasman” konseptini tam anlamıyla yakıp geçerek BBHPP ve podyumları silip süpüren R10.2 yi yarattı, ki bu birçok kişi tarafından performansta son yıllardaki en büyük atılım olarak değerlendiriliyor. Delta, ardında karbon çubuklu BBHPP’ye duyulan hayranlık, R10’un kazandığı yığınla ödül ve “Spor Klasman XC kanadında BBHPP teknolojisi” sloganı ile piyasaya çıktığında, büyük bir kitle ağzının suları akarak onu bekliyordu.

 

Biz sorduk, Ozone’da yanıtladı;

 

BBHPP ve R10'daki teknolojinin ne kadarı Delta’ya aktarıldı?

 

Araştırma projelerimizden  ve yarışma kanatlarımızdan yeni şeyler öğrenmeye devam ediyoruz. Neticede bunların bir çoğu geriden gelen kanatlara uygulanıyor. R10 teknolojisinin orta seviye bir kanada uygulayabildiğimiz kadarı Delta’da mevcut.

 

A ipleri oldukça geride ve B iplerine yakın, daha sonra C’lere varana kadar geniş bir açıklık var. Neden?

 

Askı noktalarının konumları, kanadın genel hissi ve hızlanma şekli açısından önemli. Delta’daki askı noktalarının konumları türbülansta güven veren bir konfor ve yüksek düzeyde stabilite sağlıyor. Aynı zamanda maksimum hızda bile sert bir hücum kenarı oluşturarak hızlı uçuş karakterini de daha iyi bir hale getiriyor.

 

Delta’da ne kadar plastik çubuk var ve bu çubuklar tam olarak ne işe yarıyor?

 

Plastik çubuklar hücum kenarında profili destekliyor. Burası kanat üzerinde en yüksek kuvvete maruz kalan yer. Burada ne kadar az deformasyon olursa o kadar iyi. Plastik bu işi Mylardan (geleneksel kullanılan malzeme) çok daha iyi yapıyor. M boyutu kanatta yaklaşık 40 metre kadar plastik çubuk var.

 

Performans açısından, Delta’da elde ettiğiniz hız ve süzülüş nedir ve Mantra M3’e ne kadar yakın?

 

Kıyaslamalı testlerimiz Delta’nın EN C kategorisinin zirvesinde olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda bir üst kategori ile de yarışabilir. Sıfır frendeki süzülüşü Mantra M3 ile aynı fakat biraz daha yavaş. Bağımsız testlerde M3 ün L/D oranı 9.8 olarak ölçüldü.

 

Yakında tüm Ozone kanatlarına plastik çubuklar görecek miyiz?

 

Sadece en iyi çözüm olarak gerektiği yerde.

 

Bundan sonra ne üzerinde çalışıyorsunuz?

 

Çok yakın gelecekte çıkacak yeni bir paramotor kanadı dizaynımız var. Ayrıca 2011’de çıkacak birkaç heyecan verici dizaynımız var. Neler olduğunu bekleyip görmeniz gerekiyor...

 

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey?

 

Bu kanat hakkında pek çok şey söylendi, çok spekülasyon yapıldı, ancak bir test uçuşu yapıp kararınızı kendiniz verin. Delta’nın ürettiğimiz en iyi kanatlardan birisi olduğuna inanıyoruz.

 

KANADIN YAPISI

 

EN C seviyesi bir pilot olarak Delta’yı açtığınız anda elinizdekinin sıradışı bir şey olduğunu anlıyorsunuz. Hücum kenarındaki plastik çubuklara gelinceye kadar kanat oldukça normal görünüyor. Bu az bir miktar plastik çubuk da değil, oldukça fazla, aslına bakarsanız yaklaşık olarak 40 m kadar. Çubuklar her hücrede kordo hattı boyunca üst yarıda 30-40 cm geriden başlıyor ve alt yüzeyde hücre ağızlarından 10-20 cm geriye kadar uzanıyor. Kanadın ön kısmını tümüyle güçlendiriyor. Bunun türbülansta işe yarayacağını anlamak için bir mühendis olmaya gerek yok. Bu kadar çok çubuk olan kanada hasar vermek istemiyorsanız, Delta’yı mutlaka hücre hücre katlamalısınız, Ozone ayrıca çok yüksek sıcaklıklarda kanadı uzun süre katlanmış olarak bırakmamanızı tavsiye ediyor. R10’da olduğu gibi plastik çubukların küçük bir bedeli var, hücum kenarını birazcık ağırlaştırıyorlar ve güzelce oluşturulmuş bir duvarın rüzgar hafiflediğinde biraz daha çabuk öne yıkılmasına neden oluyorlar.

 

Fark edeceğiniz diğer bir nokta ise, kanatta neredeyse ip yok. M boyutunda sadece 308 m ip var.  Ama fark yaratan sadece bu değil, “önemli olan metrekare olarak daha fazla yüzey alanı olması (tüm ipler için).” diyor David. “Addict 2’ye göre %33 kazanç sağladığımız kısım bu.”

 

Firar kenarı civarında hücrelerin balon yapmasını engellemek için kordo mesafesinin son %20-30 luk kısmı boyunca ekstra –Ozone’un deyişiyle, mini- hücre duvarları eklenmiş. Hava akımının kanattan koptuğu alan burası, o yüzden firar kenarını düzgün, ince ve şeklinde tutmak performansa katkı sağlıyor.

 

İnce, siyah, yarışma stili kolonları bile Ozone’un Delta’dan üst seviyede performans beklediğinin göstergesi.

 

PEKİ UÇUŞU NASIL?

 

Kanadı toplamış kalkışta yürürken elimde ne kadar az ip olduğuna hayret ediyorum. Bu seviyede, şimdiye kadar uçtuğum tüm kanatlardan farkedilir derecede daha az ve bu kadar az ip olması yüksek performans hissini ilk yaratan şey.

 

Delta ile yerde oynamak tam bir keyif. İplerin azlığı ve kolonların inceliği sayesinde hangi kolonu çekeceğiniz çok açık şekilde belli oluyor. İyi bir çekişle Delta çabucak yükseliyor fakat üstesinden gelinmeyecek gibi değil ve kesinlikle hitap ettiği pilot seviyesinin sınırları içinde. Delta ile havalandığınız anda sloganının ne demek olduğunu anlıyorsunuz. Kalkıştan sonra uçuşun ilk tırmanışında kendimi anında evimde gibi hissetmem şaşırtıcı. Termikte hoş bir  şekilde çabucak yatıyor.  Döndürmek için frenlere asılmaya gerek yok, bunun yerine kısa hassas fren hareketleri büyük fark yaratıyor. Fren mesafesi kısa ve etkili, kanada yüksek performanslı bir kanadın seksi hissini veriyor. Ancak türbülansa tosladığında, yüksek görünüş oranı ve performansa sahip kanatların uğraştıracağı yerde, Delta’nın pasif emniyeti devreye giriyor.

 

Delta tok ama gergin değil. Tepenizde endişe verici kıvrılıp bükülmeler olmadan geziniyor. Sizinle bağırmadan konuşuyor ve dengesiz havada kontrolsüz bırakıldığında şaşırtıcı derecede yumuşak davranıyor. Delta’ya tüm dünyada kalpler kazandıracak olan şey işte bu, yüksek performans ve emniyetin harika bileşimi. Peki ya performans? Yarışmacı gibi hissetmek elbette güzel, peki onunla yarışabilir misiniz? Cevabım kesinlikle evet.

 

Delta’nın performansının harika olmasının nedeni yüksek bir maksimum hıza sahip olması değil, bu hızı çok rahatça kullanabiliyor olmanız. R10 pilotlarının bildirdiğine göre kanada büyük avantaj sağlayan şey diğerleri hız çubuğuna basamazken sizin hala basabiliyor olmanız. Delta’da aynı özelliğe sahip. Kanat ne kadar basarsanız o kadar daha katı bir hal alıyor sanki. Hız çubuğu ile uçuşta türbülansa olan direnci, reflex paramotor kanadı dışında, uçtuğum hiç bir şeye benzemiyor.  Hiç kuşkusuz bu, hücum kenarında profilin plastik çubuklarla güçlendirilmesinin ve de A ve B iplerinin konumlarının bir sonucu. Ozone kanatlarında yeni keşfedilmiş bir katılık var ve bu performansta yeni bir çağ getirmek üzere; Delta kesinlikle bu devrimin bir parçası.

 

Bazı kanatlara alışmak biraz zaman alabiliyor, ama Delta ilk uçtuğum andan itibaren bana tümüyle uydu. Demek istediğimi tam olarak anlamak için ne tür kanatları sevdiğimi anlamanız gerekir. Ben çevik, yarışma tarzı, havayı temiz ve hassas bir şekilde yaran kanatları seviyorum. Bu sınıftaki kanatlarla uçmayı, ileri seviye bir kanatta olmadığım halde, öyleymiş gibi hissettirecek hassasiyet ve performans sağladıklarında seviyorum.  Ama birçoğu bunu sağlayamıyor. Bu tıpkı Subaru Impreza kullanmak gibi, size ralli sürücüsü gibi hissettirecek her şeyi vardır, ralli sürücüsü gibi hissetmenizi sağlar ama aslında değilsinizdir. Ralli aracında gibi olmak güzel bir histir ama Colin McRae olmadığınız, onun becerilerine de sahip olmadığınız için yollarda sırıtarak giderken aracın sizi koruyacak ekstra emniyet tedbirlerine de ihtiyacınız vardır. Benim için Delta işte bu.

 

Son Söz

 

Sonuç olarak Delta yüksek performanslı, EN C seviyesinde bir kanat. Uçmak istiyor ve uçurulmayı seviyor ve ne kadar hızlı uçurulursa o kadar iyi. Hala yarışma kanatlarının o seksi hissiyatını arzulayan ama stres istemeyen eski yarışma pilotları, yüksek performans ve mümkün olduğunca emniyet isteyen mesafeye aç pilotlar, yada EN D yada daha yüksek kanatların riskini almadan mesafe yada yarışma uçuşlarında ilk başarılarını kazanmak isteyen taze kanlar için mükemmel bir kanat. Bu kanadı mutlulukla bir seri klasman yarışmasına götürür, sanırım oldukça iyi bir derece de elde edebilirim.

<<Geri